Tuğçe Baran...
27/7/2007 ·
![]() |
<****** language=JavaScript> ******> |
|
Yok öyle zeytinyağı gibi üste çıkmak! |
Şimdi bütün köşeciler Baykal’a hücum ediyor. Yok iyi yönetememiş, yok politikası iyi değilmiş, yok canavarı zamanında o yaratmış. Yok öyle şimdi zeytinyağı gibi su üstüne çıkmak! Memlekette “türbanlılar mı?.. Ay ne kaka” diyen tek Baykalmış gibi.. Memleket deli gibi ki kutba ayrıldıysa Baykal falan değil SİZ pek sayın köşeciler SORUMLUSUNUZ! Yazdığınız yüzlerce saçma sapan din düşmanı, halk düşmanı yazı yüzünden. Yarattığınız monşer, elit havası yüzünden. Bir biz biliriz, halk bilmez, salak bunlar havası yüzünden. Baş örtülüye geri zekalı, namaz kılana yobaz, soyunmak istemeyen gerici dediğiniz için. Siyaset yapmanın TEK sizin “sade” hakkınız olduğunu düşünüp “ama örtülerini siyasal simge yapıyorlaaaar” gibi ne idüğü belirsiz iddialar üretip, (bana siyasal simge olmayan tek bir şey söyleyin?) “sakin olun yahu, bırakın istedikleri gibi örtünsünler” diyenlere de “işbirlikçi, demokrasi adına şuursuzluk eden romantik geri zekalılar” muamelesi yaptığınız için. Yok öyle Baykal’a yüklenip temize çıkmak! “Yok yani ben hakikaten etrafımda türban reklamını bırak türbanlı falan BİLE görmek istemiyorum” diyebilecek kadar şuursuzlaştığınız için. (Türkiye’nin yüzde yetmişi kapalı ulan!) Üniversitelerdeki kanuni ayrımcılık hiç umurunuzda olmaz hatta bunu haklı bulurken topu topu 25 tane mi ne tesettür oteli var ve oraya açıkları almıyorlar diye ki alanlar var- bunu memleketin en büyük ayrımcılığı olarak gördüğünüz için. AKP’li dediğin “göbeğini kaşıyan, kıllı, fanilalı, ebleh” insanlardır diyecek kadar edepsizleştiğiniz için. AKP’li olmasın da MHP’li olsun, GP’li, gerekirse Saadet Partili olsun diyecek kadar müptezel olduğunuz için.. Sabah akşam, gece gündüz yılın 365 günü Melih Gökçek yazdığınız için. Yalan yanlış testis haberleri yüzünden. Evet bunlar yüzünden, itici, gülünç ve inandırıcılıktan uzak olduğunuz için AKP yüzde 48 oyla başımıza geçti. H H H Bekir Coşkun efendi etrafında AKP’ye oy vereceğini söyleyen tek kişiye rastlamamışmış. Ay pek şaşırmışmış! Kendi pek muhterem gazetesinde çalışan en az ON kişi tanıyorum AKP’ye oy veren! Üstelik Emin Çölaşan ve Bekir Coşkun’a inat! Yeni de değil. 3 aydır AKP’ye oy vereceklerini söyleyip duruyorlardı. Şoförden, çaycıdan, söz etmiyorum, basbayağı meslektaşlarından söz ediyorum. Kendisi zahmet edip biraz orta ve alt kademede meslektaşlarıyla (tabii AKP’ye oy vermiş olanları meslektaşı addederse) oturup konuşsaydı, hangi fanusta oturuyorsa oradan biraz çıksaydı, “laik eş”, “elit komşu”, “Kemalist ahbap”, “e-çavuş” “türban düşmanı fino” dörtgeninden, beşgeninden çıksaydı görebilirdi bizzat çalıştığı kurumda BİLE kimler var, kimler yok. Ama yoook! “AKP’li eşittir göbeğini kaşıyan, kıllı tüylü orangutanlardır” diye üretmiş ilkokul bir seviyesinde bir fikirimsi, dört aydır ha bire o tuhaf yaratığı aradığı için göremez tabii ki etrafındaki AKP çemberini. Hiç öyle Deniz Baykal’ı günah keçisi yapıp Rodos’lara falan yüzmeye yollamaya kalkmayın. Sandınız ki ettiğiniz hakaretlerden bir tek hakaretlerinizin hedefi etkilenecek. Sandınız ki “pis Türbanlı” dediğiniz zaman bir tek başı kapalılar sinirlenecek, üzülecek. Sandınız ki bikiniyle denize giren insanlar otomatik CHP’lidir ve yanındakine yapılan hakaretlerden etkilenmeyecek. Bu yüzde 48’in yüzde 25-30’u gerçek AKP’liden geldiyse geri kalanı da komşusuna edilen hakaretlerden rahatsız olandan geldi, bunu da bilesiniz.. Hiç Baykal’a falan suçu atmayın. Kendi ellerinizle yaptınız. |
Yorum (3) Yorum yaz!
Nuray Mert der ki...
27/7/2007 ·
Köşk, mevki, makam ve vicdan
Nuray Mert
26/07/2007 (6492 kişi okudu)
Salı günkü 'İkinci Cumhuriyet' başlıklı yazımı seçim sonuçlarını partiler açısından değerlendirmelerine bir giriş olarak yazmıştım. Ancak, bu girişin devamını erteleyip, bir parantez açmaya karar verdim, zira seçim sonuçlarının hemen ardından, Cumhurbaşkanlığı konusu kaldığı yerden, yeniden gündeme oturdu. Abdullah Gül, dün yaptığı basın açıklaması ile, Cumhurbaşkanlığı adaylığında ısrarlı olduğunu dolaylı yoldan açıkladı.
Ben yine, büyük bir hayal kırıklığı içinde olduğumu söylemeye, hatta daha yüksek sesle söylemeye devam edeceğim. Gül'ün adaylığının açıklanmasından sonra, bu konudaki düşüncelerimi açık biçimde ifade etmiştim. Söyledikleriniz ne kadar açık olursa olsun, bu gerekçelerin değil, başka bazı gizli veya kişisel nedenlerin varoluğu düşüncesinin hâkim olduğu bir ülkede yaşadığımızı, bu süreçte bir kez daha, büyük bir üzüntü ile gördüm. O nedenle, daha da açık konuşmakta fayda olduğunu düşünüyorum.
Benim, Gül'ün adaylığına itirazımın gerekçesi çok açıktı, hâlâ öyle. Gerekçelerimin Gül'ün kişiliği ve kariyeri ile alakası yok, öyle olsa, adaylığını en başta destekleyenlerden biri olurdum, zira sayın Gül, önemsediğim ve fazladan sempati duyduğum bir isimdir, bunu yakın çevremdeki herkes bilir. Ben diyorum ki, madem ki başörtüsü bu ülkede bir semboller savaşının konusu haline gelmiştir ve de AKP hükümeti bu konuda gerilim yaratmaktan kaçındığı için başörtüsü sorununun çözümünü zamana yaymak gibi bir siyaset izlemiştir, o halde, söz konusu cumhurbaşkanlığı olduğunda bu tutum neden terk edilmektedir? Madem gerilimden kaçınmayan bir siyaset izlenecekti, neden aynı ısrar sorunun çözümü konusunda sergilenmedi? Bu başörtülü kadınların mağduriyetleri konusunda çok büyük bir haksızlık olmuyor mu?
Benim mantığıma ve adalet duyguma göre, önce cumhurbaşkanlığı, sonra başörtüsü sorununun çözümü olmaz, doğru ve adil olan önce bu sorunun çözümüdür. Cumhurbaşkanlığından feragat etmek büyük bir fedakârlık değildir (dahası Başbakan bunu yapmaktan kaçınmamıştır), ama başörtülü kızların üniversiteye girmekten, sonra mesleklerini icra etmekten men edilmeye belirsiz bir geleceğe kadar katlanmasını istemek, kıyaslanmayacak
kadar büyük bir fedakârlıktır.
Bunun bir adım ötesinde, başörtülü kadınların parlamentoya girmesinin yasak olduğu, bu yasağa sessizce boyun eğilip, (hepsini aynı kefeye koymasak da) başörtüsüz vitrin kadınların Meclis'e girdiği bir ortamda, cumhurbaşkanlığında bu konuyu görmezden gelip, mücadele vermek hangi vicdana uygundur? Bu koşullar altında, başörtülü kadınlar, bir yerlerde kabul görmek için, hep 'eş durumu'na katlanmak zorunda bırakılmış olmuyor mu? Dolaylı yoldan önerilen çözüm, başörtülü kızların, eğitimlerini yarıda bırakıp veya tamamlayıp, bulabilirlerse muhtemel bir milletvekili, bakan, Cumhurbaşkanı eşi olma seçeneğine razı olmaları olmuyor mu?
Erkek, kadın ayrımı yapmaktan hiç hoşlanmam, ve bu konunun tümünün vicdan ve adalet duygusunun merkezinde olması gerektiğini düşünürüm ama, bu koşullarda, ayrıca sayın Gül'ün eşinin vicdanına seslenmek isterim. Başörtülü kadınların milletvekili olamadıkları, meslek icra edemedikleri, üniversiteye giremediği bir ülkede, eşi dolayısıyla Çankaya'da oturmak hiç mi vicdanını sızlatmayacak? Ne sayın Gül'ü ne de ailesini hiçbir şekilde incitmek istemem ancak, ben onbeş yıldır başörtüsü yasaklarına karşı mücadele eden biriyim. Bu nedenle, şu anda söylediklerimi söylemek zorundayım, zira son durum karşısındaki samimi hislerim bunlar.
Daha önce de yazdım, Fazilet Partisi, başörtülü bir milletvekili yüzünden kapatıldığında, başı açık biri olarak büyük bir utanç ve vicdan azabı duydum. Aynı vicdanı, başörtülü mevki sahibi eşlerinden de beklemek durumundayım. Bu nedenle diyorum ki, son seçimlerdeki yüzde 47 oy, bir beklentiye cevap verecek, siyasi bir kredi olarak kullanılacaksa, bu cumhurbaşkanlığında ısrar değil, başörtüsü sorununun çözümü istikametinde kullanılmalıdır. Çankaya'da başörtülü eş bu sorunun çözümünü hızlandırmak bir yana, daha da erteleme riski taşımaktadır. Dört buçuk yıllık AKP iktidarında bu sorunun çözümlenememiş olması, bu kuşkumu doğrulayan en büyük gerekçedir.
Demokratlık adına, bugün Gül'ün cumhurbaşkanlığını destekleyen kalemlerden bir kısmı, daha düne kadar başörtüsü sorununu tamamen unutmuştu,
birisi, 'AKP iktidardayken, başörtüsü konusunda parmağımı kıpırdatmam' diyordu. Makam, mevki sahiplerinin haklarını savunmak her zaman cazip ve kolaydır, ama adil olan isimsiz hak mağdurlarına sahip çıkmaktır. Ben bunu yapmaya çalışıyorum, herkesten de bunu yapmasını bekliyorum.
Yorum (yok) Yorum yaz!
evlenilecek kadın.ellenilecek kadın
22/5/2007 ·
evlenilecek kadın..
Ellenilecek kadın
Fatih Aksoy’un ex aşkının ardından yaptığı: “ Evlenilecek kız var, eğlenilecek kız var kardişim. Bayan X ile gezdim, eğlendim. Bayan Y ilen evleniyorum. Öbürü namussuz, ahlaksız, terbiyesiz. Çocuğumun anası olamaz. Olmayacak ta. Ahacık bayan Y, buna nikah kıydım, acayip namuslu, hanım hanımcık. Artı bakire” sözlerinden sonra, Sezen Aksu oturur bir şarkı yazar. “Yuh olsun. Kim bu bizi böyle ayrıma tabi tutanlar?Anneni de böyle üzdüler oğlum” minvalinden bir şey.
Fatih Aksoy bu sözleri gaflet ve dalalet içinde mi söyledi, yeni karısı ve aslında eskiden de eski sevgilisine yaranmaya mı çalışıyordu bilinmez ama aynı cümlelerin bir benzerini başka bir yerde, başkaca ünlü bir kadın söylüyordu bu kez. Beşinci koca adayını basına tanıtan ünlü şarkıcımız: “Ayol, erkekler aptal mı? Evlenilecek kadın var,eğlenilecek kadın var. Ben erkeğime gözümün içi gibi bakarım. Şarkıcıyım,türkücüyüm demem. Yaparım bir tas çorbamı. Allah ne verdiyse, donatırım soframı. Karı koca afiyetle yeriz. Diğerleri de şu bar senin, bu bar benim dolaşsın. Erkek bu, alır mı onu ayol, ben dururken?” deyip, tam damardan vurur erkek milletini.
Bunu söyleyen hanım kızımız, koca adayını bir bardan araklamış olduğunu unutarak, kocalarını habire en zengin erkeklerden seçtiğinden bihaber gülümser kameralara. Dediklerine kendi de inanmaz ama adamı nikah masasına oturtmaya yeter bu sözler. Nikah cüzdanını eline alıp, savaş kazanmış komutan edasıyla: “Hahayt, tapusu bende” diye hava atarken, parsellere ve paftalara böldüğü, tapulu gayrı menkulü -pardon- muhterem kocası çoktan elleyecek başka birilerini bulmuş, kendisi de evlenerek aslında huzura kavuşamayacağını bir kez daha anlamıştır . Boş kalmaya alışık olmayan hanım şarkıcımız, boşanma sonrası oldukça düzeyli bir ilişkinin ortasına atıvermiştir kendini. Bu kez aklı başına gelmiştir, asla evlenmeyi düşünmemektedir. Ve birden kendini eğlenilecek kadın statüsüne sokar. Hiç kimse de çıkıp, “Be kadın, daha dün ne dedin, ne yaptın, şimdi nerdesin?” diye sormayı akletmez..
Ne şundayım ne bunda
Modernizmin bağrında
Kadını kutsal sıfatlarla tanımlayan geleneksel bakış, modernleşme sürecinde, birdenbire evrim geçirdi. “Cinsel devrim” ve çılgın tüketim çağı, kadının bir meta haline getirmekte bir beis görmedi. “Anne kadın, bacı kadın, kardeş kadın gitti” yerine “özgür kadın, feminist kadın,sarışın kadın, esmer kadın,zor kadın,kolay kadın” geldi. Erkeklere özenen ve eşitliği her fırsatta “Erkek olmaya” heves etmek olarak algılayan kadın, bu tuzağa çok çabuk düştü. “Erkek, cinselliğini doya doya yaşıyor da ben neden yaşamıyorum ayol, eşitlikse eşitlik. Ben de tek gecelik ilişki yaşarım. Ben de aşka inanmam.” diye, kendine öğretilen ne varsa toptan inkar ederken, aslında kendine yaptığı kötülüğün nerelere varacağını tam olarak kestiremiyordu.
Batıda cinsel devrim çocuk anneler, cinsel suçlar, refüze edilmiş aile, post modern pompei kültürünü yaratırken, batılılaşmayı marifet sayan yurdum insanına da bu çirkinliğe bulaşmakta hiç mahzur görmedi.
Gündüz insan gece hırt
Dini sorulan Türk erkeği “Elhamdulillah,Müslümanım” diye gezinirken ortada, aslında İslam’ın i’sinden zerre kadar nasiplenmediğini de gösteriyordu.
“Müslüman erkeklere söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar” ayetini, “Onlara söyle, gözlerini fal taşı gibi açsınlar, uçanı kaçanı kaçırmasınlar” diye tercüme eder oldu erkek literatürü. Ahlaklı olmayı, örtünmeyi, zina etmemeyi sadece kadına indirgeyen erkek mantığı, iş ilişkilere geldiğinde ne
din tanıdı, ne iman. Vahşi bir ormandı burası. Ya av olacaktınız, ya da avcı. Avcıysanız keyfinize diyecek yoktur. Avsanız,vay halinize!
Erkeğimize göre “kötü kadın” sadece başkalarına aittir. Kendi kadını kutsaldır, kıymetlidir. Karısı, kızı, annesi, bacısı Meryemce kutsanmışken, bir başkasının annesi, kız kardeşi, çocuğu, karısı ona mübah gelir. Hamile bir Rus kadınıyla sevişmekten utanç duymaz, üç çocuğu olan kadının yolunu keserken zerre mıskal yüzü kızarmaz, el kadar bebeleri kandırırken sokak aralarında, insanlığı asla gelmez aklına.
Kadını insan olmaktan çok, yürüyen bir seks objesi gösteren dejenere erkek, kadına karşı yapılan her türlü eyleme de kendince bir kılıf bulur. Bu bazen, “mini etek giydi, tahrik oldum” Bazen: “Ne yapiimm, o da gözümün içine içine bakıyordu, gel dedi sandım”. “Hee, hırsızlık için girdim eve ama böyle sere serpe yattığını görünce, şeytan dürttü işte, gerisini hatırlamıyorum.”
Modernizmin kucağında büyüyen, yeni yetme delikanlılar ise aynı anda beş kızı idare etmeyi marifet sayıp, hasbelkader evlenince de iki adet sevgili, beş adet günlük hızlı menü, araya sıkıştırılmış bi kaç tane de saliselik ilişki ile paşa paşa erkekliğinin keyfini sürer.
Erkek için hava hoştur. ilişki biter, ceketini alır, gider. Ama onca afra tafraya rağmen kadın, erkeğinin yanında olmasını, birlikte uyumayı, birlikte uyanmayı, onun çocuklarını doğurmayı düşler. Heyhat, kazın ayağı böyle değildir. Modernliğin dibine vurmaya niyetli erkek, evlenmeye -en azından yeterince eğlenmeden- yanaşmaz. Tüm şehrin köşeleri yalnız ve mutsuz kadınlarla dolar böylece.
İyi kızlar cennete
Kötü kızlar her yere
Bu ayrım, kadınların da pompalamasıyla iyice perçinlenir. Erkek evlat sahibi analar, oğlunu dizinin dibine oturtup” Aman oğlum, kimsenin kılına dokunma, ah alma” diyeceğine, “Gez, dolaş. Sen erkeksin, elinin kiridir. Yıkarsın, geçer” diyerek oğlunu gaza getirir.
Gün olur,devran döner.
Herkesin kızını ellenilecek varlık olarak gören kadın,
iş gözünün nuru, evladını evlendirmeye gelince, kapı kapı dolaşıp, bakire bir kurban arayışına girer. Bilmez ki çaldığı her kapının ardında, oğlunu fitleyip, onları azgın canavarlar gibi ortalığa salan erkek anaları vardır. Sayelerinde ellenmemiş kız nerdeyse kalmamıştır. Kadınlara kötülüğü, yine en çok kadınlar, en çok erkek anaları yapar!
Televizyonlar car car: Bekaret kafadadır, başka yerde değil” nutukları atarken, bu ülkenin batısının ve doğusunun ne kadar farklı olduğunu unutmuş görünür. Ve zavallı bir genç kız, sürüklene sürüklene götürülünce muayenelere, kimse kızın kafasında aramaz bekaretini.Yerinde bulunmayınca malum şey, işte o zaman kafaya sıkılan bir kurşun, aklını başına getirir gariban kurbanın. Ve erkeğin elinin kiri yıkanınca, kadının kiri ise kanla temizlenir..
Kan illaki çıkacaktır. Ya başta, ya sonda.
Ve bu kötücül iki yüzlülük genç kızların ve kadınların da yalan söylemesine sebep olur. Gösterip vermeyenler mi dersiniz, verip vermemiş görünenlere mi yanarsınız, ömrü billah kendini kalesine hapsetmiş, mutsuz –muratsız olanlara mı üzülürsünüz yoksa bir pula satılıp, bir pula alınan kızlara mı hayıflanırsınız?
Cahiliye adeti, töre, modern çağ, ışıltılı hayat, içi boşaltılan evlilik temsilcisi yaratık utanmadan bir de kameralara çıkıp şunları söyler: “Ellenilecek kadın var, evlenilecek kadın var. Onu elledim, aha bununla da evlendim” Bunu söyleyen “elim sendeci” adam, koynuna aldığı kadınını kötüleyerek kendini ne sıfata soktuğunu unutup, insanlıktan çıkıp, jet hızıyla öküzlüğe terfi eder.
Onca kez ellenip evlenince temize çıkan kadın, önüne gelene sarkıp, kendini evlenerek temizleyeceğine inanan erkek, aslında kendini ne kadar büyük bir hatanın içine attığını, ancak iş işten geçtikten sonra anlar.
İnsanlığının her şeyin önüne geçmesi gerektiğini, Allah’ın, gasp edilen kulun hakkını sonuna kadar arayacağını, günahın cezasının aslında her iki cins için de aynı olduğunu anlaması için huzura çıkmayı beklemeyeceğini, daha dünyadayken bilmelidir. Ve dinin güzel ahlakı tamamlamak için gönderildiğini unutmaması gerekir ki insan olma sıfatını kaybetmesin!
Yorum (1) Yorum yaz!
ezber bozan kadınlar
22/5/2007 ·
Gül’ün Dikeni
Hafta sonu gazetelerinde çıkan Hayrünnisa Gül röportajı epeyce ses getirdi, özellikle kadın yazarlar arasında. Her mühim insanla yapılan söyleşi üzerinden ortalığa saçılan polemikler , bu kez gündemin ağır konuları arasında, gümleyip gitti.
Aslında ülkedeki tüm mitingler, tüm nümayişler baş örtülü bir eşe sahip olan Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanlığına aday olmasıyla ateşlenmiş bir işaret fişeğiydi.
Sırf bu yüzden Hayrünnisa Gül’ün söyledikleri, oldukça önemliydi.
Ve bunu tüm tarafların kadınları,dikkatle okumalıydı.
Ezber bozan kadınlar
Röportaj aslında first lady adayının kendisini en insan haliyle anlatmaya çırpınmasından başka bir şey değildi. Okuyanlar bilir. Sorular damardan gibi görünüyordu, ama cevaplar Hayrünnisa Gül’ün şahsında, baş örtülü kadınlar hakkındaki önyargıları ve tabuları da yıkacak cinstendi.
“Baş örtüsü beynimi değil, başımı örtüyor” dedi ilk kez, dış basındaki bir röportajında.
“Arabayı ben kullanırım. Eşimi ,çocuklarımı ben getirir götürürüm. Araba kullanmanın yasak olduğu bir ülkede yaşayamazdım”
Dedi sonra.
“Yo evde tabii örtülü değilim.Renkleri, renkli, giyinmeyi, şık olmayı da severim” diye de ekledi.
“Baş örtmek aslında kolay bir iş değildir. Kimse süs için örtü takmaz” dedi.
“Biz aslında özellikle Ortadoğu’da, Osmanlının mirası topraklarda hala el üstünde tutuluyoruz, ayakta alkışlanıyoruz” dedi.
“Hem neden bana bu kadar karşılar, beni tanımıyorlar ki” diye de serzenişte bulundu ülkemizdeki mitingsever ablalara.
Dilek Önder İran’a
Bu sözler bazı yazar kadınların ezberini bozmuş, aklını karıştırmış olmalı ki, yazılarında bunu gündeme getirirken öylesine saçmalamışlar ki, hayret ki ne hayret!
Vatan’da, erkek ve kadın ilişkileri hakkında bilirkişi pozisyonundaki Dilek Önder ablamız da, ilişkileri yorumlamaktan yorulmuş olmali ki kalemini bu kez, röportajdaki cümleleri didiklemekte kullanmış.
“Hayrünnisa Gül, hayali bir röportaj yapıp, soru soruyorum sana. De bakiim” diye sanal sorularını sıralamış ta sıralamış.
Demogoji ilminin bile sınırlarını zorlayacak sorular akıllara ziyan.
“A kadın, sen kimin rol modelisin, kime “Ben aslında iyiyim” diyorsun. Ben senin iyiliğine inanmak isterim ama aslında yalançının tekisin. Senin Allah korkusu yüzünden kapandığına inanmıyorum. Mitingdeki kadınlar da inanmıyor. Yalançııı,yalançıı.Takıyyeci.”
Dilek Önder müneccim şeyi yediği için olacak, ne hikmetse H. G’ün kalbini açıp, içindeki kötülüğü, iki yüzlülüğü görmüş olacak ki, kendi dediğine kendi de inanmış.
“Süs için kapanmaz kimse” lafını, içindeki kelime süslenmeyi çağrıştırdığı için de akıllara ziyan bir yorum getirir:
“Ha ha, kimse süs için kapanmaz. Kapanmak zor bir şey” diyorsun, doğru zordur, ama sana pek kolay gelmiş gibi görünüyor. Hem bu süs niye,böyle renkler, kuşlu böcekli örtüler. Kardeşim, böyle kapanma olmasssss.Allah çarpar adamı, giysene simsiyah, İran’daki gibi örtülü ol da, bizim de içimizin yağı erisin. Meydanlarda bağırdığımız zaman, laflarımız doğrulanmış olsun. Örümceklerin rengi olmaz. Bilmez misin?”
Dilek Abla, Hayrünnisa Gül’ün de nedense bir kadın olduğunu, onun da kendini güzel görmek, kadın gibi hissetmek istemesini anlamamış görünür.
Bir de sırf süslendikleri için, Allah’a şikayet eder örtülü kadınları.
Ve yine cümlenin altında yatan şu anlamı kavramaya da aklı yetmez:
“Oyun değildir örtünmek.. Siz ne kadar süslü olsanız da, algılanan sadece baş örtünüzdür. Okula giremezsiniz, istediğiniz işte çalışamazsınız, kocalarınız işsiz kalır sizin yüzünüzden, Aklınız, fikriniz, birikiminiz hiç önemli değildir.” Der aslında Hayrünnisa Gül.
Dilek Önder, örtünmenin içindeki imanı dışa vurmak için iyi bir yöntem olmadığının, imanın şekle, her hangi bir kalıba uymadığını iddia etme edepsizliğin de gösterir. Ama ne hikmetse, kendilerini laik ilan edenlerin, okul kapısındaki kızların baş örtülerini çıkararak rejim düşmanı sıfatından, birdenbire laiklik statüsüne geçmelerini zannetmelerini de bir türlü izah edemez. Akıl mahrumu bu uygulama, şekilciliğin tam da dik alasıdır.
Aslında bu söylem, geçen hafta,Türkan Saylan’ın, Umre resimleri ortaya çıkınca söylediği;
“İman insanın kalbindedir. Biz küçükken, hocalarımız bize Besmele çekerken bile içinizden çekin ki, insanlar yanlış anlamasın.Edep budur derlerdi.” cümlesiyle nerdeyse birebir örtüşüyordu. Bunu söyleyen Türkan Hanım, Umredeki resimde bembeyaz, nur giysiler içinde olduğunu, yanındaki öğrencisinin başörtülü olduğunu ve ikisi de en güzel tebessümleriyle, o fotoğraf karesine hapsolduklarını unutmuş görünüyordu.
Ve yine aynı elemanlar, dinin aslında şekle şemale de önem verdiğini, ezanların kulu namaza çağırma şekli olduğunu, namazın topluca kılınmasının birliği gösterdiğini, tüm insanların aynı anda iftar ederek, belli saat şekline uydurduklarını bilmemiş ya da anlamamış görünüyorlardı.
Sarı saçın, mini eteğin, boyalı dudakların laiklik ve özgürlük şeklini çağrıştırdığını ise ve baba şekilcilerin kendileri olduğunu da anlıyorduk asıl.
Ve aynı laik kadınlar, aptal-akılsız, kocalarının ardında giden kara çarşaflı sürü halinde Müslüman kadın karikatürlerinin etkisinde o kadar kalmış ki, ellerindeki resim başka bir şeyse, iyice aptallaşıp, gördüklerini anlamakta acz içine yuvarlandıklarının da farkında değildirler.
Hayrünnisa Gül’ün araba kullanması, okumak için dışardan imtihanlara girmesi, evde eşine güzel görünmek için süslenmesi, bakanlık menüsünü yenilemesi, zarif olması, güler yüzlü görünmesini hiç iplemez. Çünkü dedik ya başta, Hayrünnnisa Gül yalançının tekidir,bunlar da sadece bir yalandan ibarettir. Cingöz Recai Dilek Önder ve ervahını kandıramazzzz.
Yorum (yok) Yorum yaz!
bu ne yaman çelişki akp
22/5/2007 ·
Ya iktidar
Ya Ölüm
Bu ne yaman çelişki Akp!
Kol kırılsın, yen içinde kalmasın artık!
Bu ülke Müslümanları sağ partilerden o kadar çok şey çekti ki.
Kendi dindarlıklarını topluma hoş gösterip, oy toplamak uğruna pervasızca harcayan İslamcı partiler, iş icraata gelince, kendi koltuklarını ve ikballeri uğruna, ülke dindarlarını harcamakta da bir beis görmediler.
Hayatla ve dünyayla entegre olmuş muhafazakar ve vizyon sahibi liderleri bir kenara koyalım ki onlara haksızlık olmasın. Bkz:Özal örneği.
28 Şubat’ta tüm karşı kıyı, Müslümanların ve sermaye sahiplerinin üstüne çullanırken, iktidardaki parti ortalığı tahrik etmekte, “Baş örtülülerin önünde herkesleri ayakta hazır bekletme” iddiasında bulunmaktaydı. Su başlarını tutmuş kurt edasıyla, kuzuya “Suyu bulandırdın, seni yemem gerek” diyen kesimin eline öyle güzel kozlar verildi ki. Medya karşısında atıp tutan iktidar, iş 28 Şubat düzenleyicilerine gelince süt dökmüş kedi pozisyonuna düşmüş, gıkı bile çıkmaz olmuştu.
Ülke her muhtıra, darbe, gece yarısı operasyonu sonrasında, dünya gerçeğinin çok uzağına savrulurken, ortalıkta olmayanlar, ne zamanki durum biraz sakinleşti, tekrar meydana çıkmakta da hiç tereddüt etmedi!
Son zamanlarda, mağduru oynayan Akp ,aynı hatanın kucağına düşmüş görünüyor.
Daha düne kadar Cumhurun başına, eşi baş örtülü bir aday gösterme yürekliliğine sahip Akp, ortalığı tozu dumana katıp, Müslüman kadın üzerindeki baskının biraz daha artmasına yol açmışken, ne hikmetse iş seçim çalışmalarına gelince,çark etmekte gecikmedi.
Ya istismar,
ya ölüm!
Tüm kadın örgütlerinde baş örtülü kadınları parti çalışmaları için kullanıp, kadın adayları seçim meydanlarına, meclise çağırırken, milletin meclisine baş örtülü kadın vekil almayacaklarını, dolayısıyla örtülü vekil adayların boşuna heveslenmemesi gerektiğini açıkça söyleme cüretini göstermişlerdir.
Akp böylelikle takiyyenin dik alasını yapmış, kendi üzerinde fırtınalar koparılan örtülü kadınları ateşe atmaktan gram pişmanlık duymamışlardır.
Naçizane fikrimi belirtmek istiyorum.
Bu ülkede, anası, bacısı, çoluğu çombalağı baş örtülü bir ailede doğmuş bir eleman olarak şunu söyleyeyim.
Benim adıma konferanslar düzenleyip,meydanlara çıkıp konuşmayın artık!
Susun, ben konuşuyorum.
Beni dinleyin!
Ben istatistiklere sığmam, ben sayılarla sayılıp, grafik şemalarında ince bir çizgi olamam.
Ben bir insanım.
Bir kadınım.
Örtülüyüm.
Ahlaklıyım.
İyiyim.
Ve en önemlisi insanım.
Benim de hatalarım var.
Ama hatalarım yüzünden, yeryüzündeki bir Allah kuluna zararım dokunmadı.
Çalmadım çırpmadım.
Tek kusurum örtünmüş olmak.
Ey erenler, çekin elinizi artık üstümüzden..
Biz örtülerimizi politika için takıp, ortalıkta salınmıyoruz.
Biz bu ülkenin topraklarını bölüp parçalamak, hain ittifaklar içinde bulunmak için takmıyoruz.
Biz üstümüzde seçim vaatleri verilip, oy istismarı yapılsın için takmıyoruz.
Biz başı açıkların saçını başını yolup, “illa örtün, illa namaz kıl, oruç tut” diye terör estirmek için takmıyoruz..
Allah’ımızı, bayrağımızı, vatanımızı, Atamızı, değerlerimizi beş kuruşa pazarlamak, köşeye sıkıştığımızda da Amerika’ya kaçmak için takmıyoruz..
Her şeye rağmen bu ülkeyi kimseye vermeyeceğiz. Ekmek ne kadar Allah’ınsa, ben de o kadar Allah’ınım.
Biz bu ülkeden asla kaçmayacağız.
Meydanlardan siyasetçiler geçecek. İki günlük iktidar için yeri geldiğinde en kıymetlisini pazara çıkaracak.
Ama onlara oy vermeyeceğiz.
Benim örtümü, ülkemin bayrağını, şehidimi, toprağımı, istikbalimi, istiklalimi istismar edenlerin eline, kaderlerimizi teslim etmeyeceğiz.
Evet bu bir sembol.
İnsanlığımın, imanımın, ahlakımın, Allah’ımın sembolü. Canımın son nefesine kadar arkasında durup, ona sahip çıkacağım. Umulur ki, kurtuluşa ererim..
Yorum (yok) Yorum yaz!
tanrım
19/5/2007 ·
Nerde olduğunu bilsem
Bir saniye durmazdım yerimde..
Kutsal kitaplarda izini sürmezdim
Adımlarının..
Ruhum bu kadar çıplak,
Ben bu kadar öksüz kalmazdım
Alem içinde...
Kim olduğumu bilsem
Portakal çiçeklerine
Yüzüm gömmez,
Düşlere sarılmazdım
Gerçeklerden kaçıp.
Gönlüm yangın yeri olmasaydı
Eğer...
İbrahim’ce yanıp,
İsmail’ce kurban olmazdım.
Kapında
Avuç açmazdım.
Huzurunda
Dilenmez,
İlenmezdim günlerce.
Umutsuzca.
Umudumca...
Olduğun yeri bilseydim eğer
“Ol” dediğin yerde olur.
“Öl” dediğin yerde ölürdüm.
Nerde olduğumu,
Nerde yaşadığımı,
Kim olduğumu bilirsin.
Bilirsin ne yapacağını.
Bense,
Ne kim olduğumu
Ne nerde olduğumu bilirim.
Senin bilgine sığınıp,
Senin kalbine girip..
Ellerinde dirilmeyi umarım..
Nerde olduğunu bilseydim eğer.
İbrahim’in ateşine,
Nuh’un tufanına,
Musa’nın denizine,
Yunus’un balığına,
Yusuf’un kuyusuna
girerdim göz kırpmadan.
Bilseydim..
Bilirsin.
Yapardım..
11 mayıs07.cuma
Yorum (2) Yorum yaz!
oğlum
19/5/2007 ·
kalbimin üstünde uyurdun oğlum
Seni yoktan var eden
Benim acımı da
Yok edecek
Ben ona inandım,
İman ettim.
Ben ona
teslim oldum oğlum
14m.07
Yorum (yok) Yorum yaz!
adın
11/5/2007 ·
Adın
Boynumda bir yağlı ilmek.
Hangi yöne dönsem
Bir harf daha eklenir
Fermanıma..
Kaçsam,
Tüm gölgeler
Sana benzer.
Köşe başları,
Zavallı fenerler,
Ölgün,
Yılgın ışık.
Umut kesmiş
Kendinden..
Kediler sinmiş kuytuya,
En siyah tüyleriyle.
Çoktandır temizlik te yapmaz olmuşlar
Yemek sonrası..
Fareler dans eder
Yıldızlara doğru..
Bir kağıt hışırtısı kaplar tüm ufku.
Bir hayalet geceyi yakalar
Kuyruğundan.
Savurur,
En uzağa atar...
Kalp şaşkın,
Kalp üzgün.
En iflah olmaz haliyle
Geceye ,
Onun merhametine,
Onun siyahına
Sığınır..
Gece istemez koynunda onu.
En üvey eliyle,
Söker bağrından.
Duvara fırlatır.
Gözyaşı bile dökemez yürek.
Sesi
Gönlüne kaçar..
Haykıramaz.
Yalvaramaz.
Bağıramaz.
Fareler,
Yılanlar,
En koyu fenerler
Göz kırpar haince geceye..
“Aferin” diye el çırpar kedi
en siyah tüyüyle..
hayal, elini ovuşturur
kırmızıdan bozma gözleriyle..
........
Adın
Boynumda bir yağlı ilmek.
Hangi yöne dönsem
Bir harf daha eklenir
Fermanıma..
(-ay bu şiiri bitirmeliyim..
acayip tırstımmmm-
Adı:Vampire övgü olsun bu şiirin...
Anneeeeeee.)
JJJJ
10.5.05
Yorum (yok) Yorum yaz!
erguvanlar serin üstüme
10/5/2007 ·
Erguvanlar serin üstüme.
Hayallerimi soyun,
Baş ucuma koyun..
Duvağım telli olsun
En turnasından..
Selam salın anama,
Uçurtmalara sarıp..
......
Şehrin canavarı ,
Yedi başında,
Yedi çatal dil.
Nereye kaçsam,
Alev topu peşimde
......
kalbim bombardıman altında.
Ne gemim var beni,
Savuracak sakin koya.
Ne aklım başımda.
Şu genç yaşımda..
...
gelinliğim karpuz kabuklarından olsun..
suya düşen tez elden..
bir ergen gülüş sarsın ufkumu,
tüm kadere inat.
Bu şehrin kaleleri,
Bu şehrin burçları,
Bu şehrin en mahrem odaları,
Saklasın beni koynunda
kem gözlerden ırak...
oğul başı okşasın ellerim
tüm sıcaklığıyla.
kalbimi kalbine verip,
aklım çocukluğuna emanet.
Okul kapılarında cıvıldaşan
Bir minik serçe olsun oğulcuğum.
Babamız eve gelsin,
Koltuğunun altında bir sıcak somun.
Gözlerinin içi gülsün
Tüm bahar sevinciyle.
Oğlum terlik getirsin babaya,
En masum elleriyle..
.......
erguvanlar serin düşlerime.
Serpin
Yatağıma Kabe’den bir tutam toprak.
Kutsasın gönlümü
En bilge dualar.
Umut kessem de kendimden.
O benden hiç
Çekmese elini eteğini...
Ölsem,
Ölsem..
Bilsen....
Bilmesen
10.05.07
Yorum (yok) Yorum yaz!
canım sıkılmış...
10/5/2007 ·
Yitik bir kızım ben
Bu Şehr-i Stanbul’da.
Sokaklarında
Adımlarım saklı
En tazesinden.
Evlerin bacasından tüter
İç yangınım.
Uçurumlardır gezdiğim doruklarda,
Hayallerim, tırnaklarım söker
Tutundukça.
Kalbim kanar en incesinden...
Bir bebek gamzesi girer düşlerime.
Oğulcuğum ölür ellerimde
Daha doğmadan.
Tüm babalar beni terk etmiş,
Tüm analar saçın yolmuş ardımdan...
Kınam,
Bir düğünümde,
Bir düğününde karılmış.
Ölmüşüm,
Ağlayacak halime.
Gülmemiş kimse bana
En inci düşleriyle...
Kalbim elimde,
İt köpek didiklemiş.
Canım sıkılmış..
Ölmüşüm.
Melek Demir Genco
Mayıs’mış.10’muş
7’ymiş.
Yorum (yok) Yorum yaz!
« Önceki ::
Son Yazılarım
- Tuğçe Baran...
- Nuray Mert der ki...
- evlenilecek kadın.ellenilecek kadın
- ezber bozan kadınlar
- bu ne yaman çelişki akp
- tanrım
- oğlum
- adın
- erguvanlar serin üstüme
- canım sıkılmış...

Şimdi bütün köşeciler Baykal’a hücum ediyor. Yok iyi yönetememiş, yok politikası iyi değilmiş, yok canavarı zamanında o yaratmış.